Etiketler

, , , , , , , , ,

Sabah konferansın düzenlendiği Radisson Blu otele gitmek üzere yola çıkıyoruz. Burada otobüsler elektrikle çalışıyor. Oldukça ilkel görünümleri var. Bizdeki gibi elkart yok. Bilet alıyorsunuz. Fakat bileti sürücüye göstermenize gerek yok. Otobüslerin içinde biletlerin bir kez daha kullanılmasını önlemek amacıyla bilete delik açan küçük bir kutu var. Aslında kontrol olmadığı için biletsiz binmeye çok müsait bir durum diye düşündüm. Fakat anlık kontoller söz konusuymuş. Her an polis otobüslere binip kontrol edebiliyormuş ve eğer biletiniz yoksa oldukça yüksek bir ceza ödemek zorunda kalıyormuşsunuz. Bu nedenle bilet almak zorundasınız ki halk da buna çok dikkat ediyor. Vilnius Litvanya’nın en büyük kenti. Nüfusu yaklaşık 555.000. tarihi bir şehir. Yapılar çok eski. Mağazalar, parfümeriler apartmanların alt katında yer alıyorlar ve apartman dairesi görünümündeler. Turistik bir şehir olmasına rağmen tabelalar sadece litvanca. Bu bakımdan bazı durumlarda çok zorlandık. Radiossan Blu otele Neris nehrinin üzerinde kurulmuş ve ünlü bir köprü olan Beyaz Köprü’den(White bridge) geçerek ulaşıyoruz. Bu köprüde demirlere kilitlenmiş olan asma kilitler ilgimi çekti. Evlenen yeni çitler asma kilitlere isimlerini yazdırdıktan sonra bu kilitleri getirip köprünün demirlerine kilitliyorlarmış. Anahtarı da nehire atıyorlarmış. Böylece evliliklerinin bir ömür boyu süreceğine inanıyorlarmış. Otele gidip kayıt işlemlerini tamamladıktan sonra organizasyon alanını geziyoruz. Geçen sene Los Angeles’da düzenelen CIE 2011 konferansı ile karşılaştırılamayacak derecede çok iyi düzenlenmiş. Akademik anlamda bir bilim deryasına düşmüş hissettim kendimi konferans sonrasında çevrede bulunan alişveriş merkezlerini gezmeye başlıyoruz. Malum en sevdiğimiz şey Fakat tekstil alanında türkiye oldukça ilerde. Daha moderniz. Ayakkabı ve çantada ise oldukça başarılı tasarımları var. Terziler çok popüler. Türkiyenin bir 15 yıl önceki halini hatırlattı. Malum bir zamanlar herkesin bir terzisi vardı. Karnımız acıkıyor fakat yemekler pek de iştah açıcı değil. Tabiî ki domuz eti tüketiliyor. Sanırım birazcık psikolojik heryerde domuz eti kokusu alıyorum bu nedenle vejeteryan beslendim. Türkiye’min havasını yemeklerini çok aradım çok . bir de suyunu tabiî ki. 1. günümüzü yorgun bir şekilde tamamlıyoruz.

işte burada da çektiğim görüntülere yer verdim. kısıtlı zaman nedeniyle yürüyerek yada otobüsle giderken çektim. Durmaksızın çektiğim için pek güzel değiller ama paylaşmalıyım:D

Devamı gelecek…..

Reklamlar